PMBOK® 8’de Proje Yönetiminin Temelleri

Proje yönetimi çoğu zaman yalnızca planlar, takvimler ve yapılacaklar listesiyle özdeşleştirilir. Oysa PMBOK® Guide 8. Baskı, proje yönetimini çok daha geniş bir çerçevede ele alır: organizasyonel stratejiyle bağlantılı, değer üreten ve değişimi yöneten bir disiplin olarak.

Bu yazıda, PMBOK® 8’in 1.3 – Foundational Elements of Project Management bölümünü temel alarak, projelerin organizasyonlar için neden vazgeçilmez olduğunu adım adım ele alıyoruz.

Projeyi Proje Yapan Nedir?

PMBOK® 8’e göre bir çalışmanın “proje” sayılabilmesi için üç temel özelliği taşıması gerekir.

1. Geçicilik

Projeler geçicidir. Belirli bir başlangıç noktası vardır ve belirli bir anda sona erer. Hedefler gerçekleştirildiğinde, stratejik ihtiyaç ortadan kalktığında ya da devam etmek artık anlamlı olmadığında proje tamamlanır veya sonlandırılır. Bu geçicilik, projeyi operasyonlardan ayıran en önemli unsurlardan biridir.

2. Benzersizlik

Her proje benzersizdir. Aynı teknoloji, aynı ekip ya da benzer hedefler olsa bile; paydaşlar, çevresel koşullar, organizasyon kültürü veya kısıtlar projeyi farklılaştırır. Bu nedenle “önceki projede böyle yapmıştık” yaklaşımı tek başına yeterli değildir. Her proje, kendi bağlamına özgü bir yönetim anlayışı gerektirir.

3. Değişim ve Değer Yaratma

Projeler, organizasyonu mevcut durumdan (current state) alıp gelecekteki duruma (future state) taşır. Başarılı bir proje yalnızca bir çıktı üretmez; organizasyon için tanımlanmış, ölçülebilir ve anlamlı bir değer yaratır. Bu değer bazen finansal kazanç, bazen risk azaltma, bazen de stratejik konumlanma olabilir.


Kurumsal Yönetişim ile Proje Yönetişimi Arasındaki Köprü

Projeler rastgele başlatılmaz ve kontrolsüz şekilde ilerlemez. Bu noktada yönetişim (governance) kavramı devreye girer.

Kurumsal yönetişim, organizasyonun en üst seviyesinde; yasalar, etik ilkeler, sektör standartları ve stratejik hedefler doğrultusunda çerçeveyi belirler. Proje yönetişimi ise bu büyük çerçeveyi projeye indirger.

Roller, sorumluluklar, karar alma mekanizmaları ve raporlama yapıları bu sayede netleşir.

Örneğin bir yönlendirme komitesi (steering committee), projenin yalnızca zaman ve bütçesini değil; organizasyonun stratejik hedefleriyle uyumunu da gözetir. Böylece proje, izole bir faaliyet olmaktan çıkar ve kurumsal amaçların bir parçası haline gelir.


Projeler Neden Başlatılır?

Bir organizasyon “sadece iyi fikir olduğu için” proje başlatmaz. PMBOK® 8’e göre projeler genellikle dört ana nedene dayanır:

  • Yasal veya düzenleyici gereklilikler
  • Paydaş ihtiyaç ve beklentileri
  • İş veya teknoloji stratejisindeki değişimler
  • Mevcut ürün ve hizmetleri yaratma, iyileştirme ya da onarma ihtiyacı

Bu sebeplerin ortak noktası şudur: Hepsi organizasyonun sürdürülebilirliğini ve değer üretme kapasitesini doğrudan etkiler.

Operasyonlar ve Projeler: Karıştırılan İki Kavram

Operasyonlar ve projeler sıkça birbirine karıştırılır, ancak amaçları farklıdır.

  • Operasyon yönetimi, ürün ve hizmetlerin sürekli, tekrarlayan ve verimli şekilde sunulmasını hedefler.
  • Projeler ise operasyonel sistemi değiştiren, geliştiren veya dönüştüren geçici girişimlerdir.

Yeni bir ürünün geliştirilmesi, bir sürecin iyileştirilmesi veya bir sistemin devreye alınması sırasında projeler ve operasyonlar kesişir. Bu noktada özellikle bilgi, kaynak ve teslimatların projeden operasyona doğru aktarılması kritik önem taşır.

Bu aktarım başarısız olursa, proje kısa vadede “başarılı” görünse bile uzun vadede organizasyon için değer üretemez.


Portföy, Program ve Proje: Büyük Resmi Görmek

Projeler tek başına var olmaz; daha büyük bir yapının parçalarıdır.

  • Portföyler, organizasyonun stratejik hedeflerine ulaşmak için seçilen ve önceliklendirilen tüm projeler ve programlar bütünüdür.
  • Programlar, tek tek yönetildiğinde elde edilemeyecek faydaları sağlamak için birbiriyle ilişkili projelerin koordineli yönetimidir.
  • Projeler ise bu yapının en temel, değer üreten yapı taşlarıdır.

Portföy yönetimi doğru projeleri seçer ve kaynakları optimize eder. Program yönetimi sinerji yaratır. Proje yönetimi ise somut çıktıyı ve değeri teslim eder.


Başarıyı Nasıl Tanımlarız?

PMBOK® 8’in en önemli bakış açılarından biri, başarı tanımını yeniden çerçevelemesidir.

Bir proje yalnızca zamanında ve bütçe içinde tamamlandığı için başarılı sayılmaz.

Gerçek başarı;

  • yaratılan değerin anlamlı olması,
  • kalitenin sürdürülebilir olması,
  • paydaşların beklentilerinin karşılanması ve projenin harcanan çabaya değip değmediği ile ölçülür.

Sonuç: Proje Yönetimi Bir Strateji Aracıdır

PMBOK® Guide 8 – Bölüm 1.3 bize çok net bir mesaj verir:

Proje yönetimi yalnızca teknik bir uzmanlık alanı değil, organizasyonel bir strateji aracıdır.

Bu temeller doğru anlaşıldığında projeler; sadece görevleri tamamlayan yapılar olmaktan çıkar, organizasyonu geleceğe taşıyan gerçek değişim araçlarına dönüşür.

Proje yönetimi yolculuğunda sağlam temeller atmak istiyorsanız, 1.3 bölümü bir kez değil, tekrar tekrar okumaya değer.



PMBOK® 8 – Anahtar Kelimeler ve Kavramlar?

proje yönetimi kavramları

Key Terms and Concepts – Gökrem Tekir’in yorumuyla

Bir proje yönetimi standardının ilk sayfalarında tanımlar yer alıyorsa, bu tesadüf değildir. PMBOK 8’in “Key Terms and Concepts” bölümü, kitabın geri kalanında ne anlatılacağını değil, nasıl anlaşılması gerektiğini belirler. PMI® burada çok net bir mesaj verir: Aynı kelimeleri kullanıyor olabiliriz, ama aynı şeyleri kastediyor muyuz?

PMBOK® Guide 8. baskı ile birlikte PMI®, proje yönetiminde yaşanan en büyük problemlerden birine doğrudan temas ediyor: Kavram karmaşası. Aynı organizasyon içinde bile “proje”, “başarı”, “değer”, “risk” veya “paydaş” gibi temel kavramların farklı kişiler tarafından farklı şekillerde yorumlandığını görüyoruz. Bu durum, projelerin daha en başında ortak bir anlayış zemini oluşmasını engelliyor.

PMBOK 8’in tanımlarla başlamasının temel sebebi tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor. PMI®, proje yönetimini süreçler üzerinden anlatmadan önce, kullanılan dili sabitlemek istiyor. Çünkü dil sabit değilse, süreçlerin nasıl uygulandığının da bir anlamı kalmıyor.

Ben bu bölümü şöyle okuyorum: PMBOK 8, proje yöneticilerine “önce aynı dili konuşalım” diyor. Bu, teorik bir akademik hassasiyet değil; sahada yaşanan çok somut bir problemin sonucu. Proje ekipleri çoğu zaman aynı toplantıda bulunur, aynı raporu okur, hatta aynı hedeflere çalışır. Ama kavramları farklı anladıkları için birbirlerinden tamamen farklı beklentiler geliştirirler.

Örneğin “proje başarısı” kavramını ele alalım. Klasik yaklaşımda başarı, çoğunlukla zamanında teslim, bütçeye uyum ve kapsamın tamamlanmasıyla tanımlanır. Ancak PMBOK 8, bu tanımın artık yetersiz olduğunu açıkça ortaya koyar. Başarı, sadece çıktıların teslim edilmesi değil, bu çıktılarla yaratılan değerin değerlendirilmesidir. Eğer ekip bu kavram üzerinde baştan uzlaşmamışsa, proje ilerledikçe kaçınılmaz olarak hayal kırıklıkları ortaya çıkar.

Danışmanlık çalışmalarında sık karşılaştığım durumlardan biri şudur: Proje yöneticisi için “risk”, yönetilmesi gereken belirsizliklerdir. Üst yönetim için ise risk, raporlanması gereken bir tehdit listesi olarak görülür. Aynı kelime kullanılır, ama tamamen farklı anlamlar yüklenir. PMBOK 8’in “Key Terms and Concepts” bölümü, bu tür kopuklukların önüne geçmeyi amaçlar.

Bu noktada yapılan en büyük hata, bu bölümü “zaten bildiğimiz tanımlar” diyerek hızlıca geçmektir. Oysa bu bölüm, PMBOK® 8’in geri kalanını doğru okumak için bir anahtar görevi görür. Tanımlar sadece kelime anlamı vermez; hangi bakış açısının benimsendiğini de açıkça ortaya koyar.

PMP® sınavı açısından bakıldığında da bu bölüm kritik bir rol oynar. Sorular artık sadece bilgi ölçmekten çok, adayın kavramları doğru bağlamda yorumlayıp yorumlayamadığını test eder. Aynı kelime, farklı senaryolarda farklı sonuçlara yol açabilir. Bu yüzden PMBOK® 8’in kullandığı dili içselleştirmek, sınav başarısının ötesinde, gerçek projelerde doğru kararlar alabilmenin de temelidir.

PMBOK® 8’in tanımlarla başlaması, proje yönetimini mekanik bir uygulama alanı olmaktan çıkarıp, ortak anlamlar üzerine inşa edilen bir disiplin hâline getirme çabasının bir yansımasıdır. Standart, burada bize şunu söyler: Süreçlerden önce, kavramlarda uzlaşma sağlanmalıdır.

Bu yazı, “Gökrem Tekir Yorumuyla PMBOK® 8 serisinin ikinci adımıdır. Bir sonraki yazıda, PMBOK 8’in “Foundational Elements of Project Management” başlığı altında hangi temelleri öne çıkardığını ve neden süreçlerin önüne koyduğunu ele alacağım.



Önceki İlgili Yazımı incelemeyi unutmayınız.

PMBOK® 8 Neden Bir “Standart” Olarak Yazıldı?

pmbok standart kavramı

Gökrem Tekir yorumuyla “Standart” kavramının açıklaması

Uzun yıllar boyunca PMBOK, proje yönetimi denildiğinde akla gelen en temel başvuru kaynağıydı. Süreçler, girdiler, çıktılar, araçlar ve teknikler üzerinden ilerleyen bu yaklaşım; özellikle PMP sınavına hazırlananlar için net ve öğretici bir çerçeve sundu. Ancak zamanla sahada çok net bir soru ortaya çıktı: Aynı süreçleri uygulayan projeler neden birbirinden tamamen farklı sonuçlar üretiyordu?

Bu soru, aslında PMBOK 8’in neden yazıldığını da açıklıyor.

PMBOK® Guide 8. baskı ile birlikte PMI, proje yönetimine bakış açısında belirgin bir yön değişikliğine gitti. Odak noktası artık sadece “nasıl yapılır” sorusu değil; “neden yapıyoruz” sorusu oldu. Bu nedenle kitap, bir rehber olmanın ötesine geçerek özellikle “Standard for Project Management” ifadesini öne çıkardı.

pmbok standart kavramı

Buradaki “standart” kavramı, çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. PMBOK 8, herkese aynı yöntemi dayatan bir yaklaşım sunmuyor. Aksine, her projenin kendi bağlamı içinde değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor. Ancak aynı zamanda, her projenin organizasyonun değer üretme sisteminin bir parçası olduğunu net bir şekilde vurguluyor. Yani proje, kendi başına izole bir iş değil; organizasyonel hedeflerle doğrudan ilişkili bir yapı.

Ben PMBOK 8’deki bu değişimi şu şekilde yorumluyorum: PMI artık proje yöneticilerine ne yapmaları gerektiğini adım adım anlatmak yerine, nasıl düşünmeleri gerektiğini tanımlıyor. Çünkü standart dediğimiz şey bir kontrol listesi değildir. Standart, ezberlenecek slaytlar da değildir. Standart, karar verirken hangi zihinsel çerçeveyi kullanacağını bilmektir.

Bu yaklaşım, proje yöneticisini süreçleri takip eden bir uygulayıcı olmaktan çıkarıp, değer üreten bir karar verici konumuna taşır. PMBOK 8’in en kritik katkısı da tam olarak burada ortaya çıkar.

Sahadan sık karşılaşılan bir örnek üzerinden düşünelim. Bir proje zamanında tamamlanmıştır, bütçe aşılmamıştır ve belirlenen kapsam eksiksiz teslim edilmiştir. Klasik proje yönetimi bakış açısıyla bakıldığında proje başarılıdır. Ancak sponsor toplantısında şu cümle gelir: “Evet, proje bitti ama beklediğimiz etkiyi yaratmadı.”

Bu noktada PMBOK 8’in getirdiği bakış açısı devreye girer. Asıl soru artık şudur: Bu proje organizasyon için gerçekten hangi değeri üretti? Zaman, bütçe ve kapsam hedeflerine ulaşmak tek başına yeterli midir, yoksa proje çıktılarının yarattığı etkiyi de değerlendirmek gerekir mi?

PMBOK 8’in “standart” vurgusu, bu soruların sorulmasını zorunlu kılar.

En sık yapılan hatalardan biri, PMBOK 8’i hâlâ eski alışkanlıklarla okumaya çalışmaktır. Yeni süreçler var mı, sınavda hangi kavramlar sorulacak, kaç tane çıktı eklendi gibi sorularla yaklaşıldığında, PMBOK 8’in özü kaçırılır. Çünkü bu baskı, süreç odaklı bir kitap olmaktan çok, düşünce odaklı bir standarttır.

Bugün PMP sınavı da gerçek projeler de şunu ölçmeye çalışıyor: Süreçleri ezbere biliyor musunuz, yoksa duruma göre doğru yaklaşımı seçebiliyor musunuz? PMBOK 8’in “Standard for Project Management” bölümü, bu zihniyet dönüşümünün temelini oluşturur.

Bu yazı, “PMBOK® 8 – Gökrem Tekir Yorumuyla” serisinin ilk adımıdır. Serinin devamında, PMBOK 8’in neden tanımlarla başladığını ve “Key Terms and Concepts” bölümünde hangi kavramları özellikle sabitlemek istediğini ele alacağım.

Çoğu İnsan Kendi Potansiyelinin Farkında Değil

Giriş

Hayattaki en büyük trajedi ölüm değil; yaşarken içimizde bir şeylerin sessizce ölmesidir.

Birçoğumuz sabah kalkar, aynı rutinleri takip eder, görevleri yerine getirir ve akşam yatağa uzanırız. Günler geçer, yıllar geçer. Ama içimizde bir huzursuzluk kalır: “Kaçırdığım bir şey var mı?” Bu huzursuzluk çoğu zaman tanımlanamaz bir eksiklik hissidir — bir şey eksik ama ne?

Asıl sorun, eksik olanın bizim kendi potansiyelimiz olduğunun farkında bile olmamamızdır.

Görünmeyen Kafes: Öğrenilmiş Çaresizlik

Psikolojide “öğrenilmiş çaresizlik” adını verdiğimiz bir kavram vardır. İnsan, defalarca başarısızlık yaşadığında, zamanla başarılı olabileceği durumlarda bile denemekten vazgeçer. Başaramayacağını varsayar. O andan sonra artık sadece korkuyla değil, korkunun içinde yaşamaya başlar.

Bu çaresizlik bir kafestir ama demirden değil — hikâyelerden yapılmıştır.

“Ben zaten beceremem.”

“Zamanında denedim, olmadı.”

“Artık çok geç.”

Bu cümleler gerçek değil; sadece tekrar edilen inançlardır. Ve inançlar, değiştirilebilir.

Kendimize Anlattığımız Hikâyeler

Hayat, zihnimizde döndürdüğümüz hikâyelerle şekillenir. Ancak bu hikâyeler çoğu zaman bizi ilerletmek yerine yerimizde saydırır. Örneğin:

• “Yeterince zeki değilim.”

• “Benden bir şey olmaz.”

• “Bu yaştan sonra neyi değiştireceğim?”

Bu düşünceler, hakikat değil. Birer senaryo. Ve senaryoyu yeniden yazma gücüne sahibiz.

Gelişim Rahatsızlıkla Başlar

Herkes büyümek, gelişmek ister ama bunun bedelini ödemeye hazır değildir. Çünkü büyümek konforlu değildir. Rahat alandan çıkmayı gerektirir. Şüpheyle, başarısızlıkla ve zaman zaman utançla yüzleşmeyi gerektirir.

Joseph Campbell’ın da dediği gibi: “Korktuğun mağara, aradığın hazinenin saklandığı yerdir.”

Potansiyelin tam olarak rahat alanının dışında başlar.

Beynin Sabit Değil: Değişim Mümkün

Eskiden beynin gelişimini tamamladıktan sonra sabit kaldığı sanılırdı. Ancak nörobilim artık bunu yalanladı. Neuroplasticity (nöroplastisite) kavramı, beynin yaşam boyu yeni bağlantılar kurabileceğini, alışkanlıkları değiştirebileceğini ve dönüşebileceğini gösteriyor.

Bu ne demek?

Bugün kim olduğunu düşünüyorsan, bu son hâlin değil. Değişebilirsin. Yeter ki ilk adımı at: Kendine deneme izni ver.

Kazandığın için değil, artık aynı yerde kalmak istemediğin için dene.

Çevreniz Sizi Programlıyor

Ünlü yazar Benjamin Hardy’nin sıkça söylediği gibi:

“Sen, çevrenin ortalamasısın.”

Kendine şu soruyu sor:

• Etrafındaki insanlar seni büyütüyor mu, köreltiyor mu?

• Sosyal medyada tükettiklerin seni zenginleştiriyor mu, uyuşturuyor mu?

• Zamanını nasıl harcıyorsun: üretmek için mi, kaçmak için mi?

Gerçek şu ki: Ya çevren sana tohum ekiyordur, ya da seni zehirliyordur.

Gerçek Bir Hikâye: Şüpheden Eyleme

Yazının orijinalinde anlatılan kişisel deneyim şuna benzer:

Bir yazar, uzun süre boyunca “Ben yazar olamam,” diye düşünür. Çünkü yazmak cesaret ister. Kötü olma riskini almak gerekir. Kendini açmak, yargılanmak demektir. Ancak buna rağmen yazmaya başlar. Kötü yazar. Sonra biraz daha iyi. Sonra insanlar olumlu yorum yapmaya başlar. Ve bir gün fark eder:

“Engel sandıklarım gerçek değildi. Hepsi kafamda yazdığım hikâyelerdi.”

Bu sadece bir örnek. Hepimizin içinde benzer hikâyeler var. Yeniden yazılmayı bekliyorlar.

Potansiyelini Ortaya Çıkarmak İçin 10 Uygulamalı Strateji

Aşağıdaki 10 adım, kendi potansiyelinizin kilidini açmanızda size yardımcı olabilir:

1. Yeni Bir Hikâye Yaz

Kendinle ilgili inançlarını gözden geçir. Kendine şunu sor:

“Kendim hakkında hangi hikâyeye inanıyorum?”

Ardından şu soruyu sor:

“Bu hikâye bana hizmet ediyor mu, yoksa beni sınırlıyor mu?”

Eğer ikinciyse, sil ve yeniden yaz.

2. Gelecekteki Kendini Hayal Et

Nasıl biri olmak istiyorsun? Onu zihninde netleştir.

• O kişi nasıl davranır?

• Nasıl konuşur?

• Hangi kararları alır?

Bugünden başlayarak o versiyonuna küçük adımlarla yaklaş.

3. Başarısızlığı Yeniden Tanımla

Başarısızlık bir sonuç değil, bir geribildirimdir. “Beceremedim” yerine şunu söyle:

“Bu deneyimden ne öğrendim?”

Unutma: Başarısız olanlar değil, denemekten vazgeçenler yenilir.

4. Karşılaştırmayı Bırak

Bir başkasının başarıları senin ölçüm cetvelin değil. Onların hikâyesi, seninkinden farklı. Kendini başkalarıyla değil, dünkü hâlinle kıyasla.

“Dünden bugüne bir adım attım mı?”

5. Zihinsel Girdileri Değiştir

Zihnin tıpkı bir toprak gibidir. Ne ekersen, o büyür. Eğer sürekli şunları tüketiyorsan:

• Korku yayan haberler

• Dedikodu içerikleri

• Yüzeysel videolar

O zaman zihninde hangi tohumların büyüyeceğini tahmin edebilirsin.

Derin, düşündüren ve ilham veren içeriklere yönel.

6. Her Gün Bir Cesur Şey Yap

Her gün seni az da olsa zorlayan bir şey yap. Şunlar olabilir:

• Bir fikir paylaş

• Hayır demekten korktuğun birine hayır de

• Yeni biriyle tanış

Cesaret bir kas gibidir. Her gün çalıştırmazsan körelir.

7. “İspat Dosyası” Oluştur

Başarılarını, güzel yorumları, küçük zaferleri bir dosyada topla. Zihnin kötü günlerde unutur ama belgeler unutmaz. Zihinsel karanlık bastığında o dosyayı aç.

“Ben daha önce de başardım. Yine başarabilirim.”

8. Neden Bu Kadar Az İnsan Kendi Potansiyeline Ulaşır?

Bu sorunun net bir cevabı var: Çünkü çoğu insan yeterince acı hissetmeden değişmiyor. Konforlu cehennem, bilinmeyen cennetten daha tanıdıktır. Ama potansiyelin sessiz kaldığı her gün, içimizde bir şey eksiliyor.

Çoğu insan ölmeden önce değil, ölmeden önce içinde bir şeyler ölerek hayata veda eder.

9. Gerçekten Kimsin?

Kendine en son ne zaman şu soruyu sordun?

“Ben kimim, kim olmak istiyorum ve gerçekten yaşıyor muyum?”

Bu sorular rahatsız edicidir. Çünkü içimizde sakladığımız potansiyeli yüzümüze vurur. Ama aynı zamanda iyileştiricidir. Çünkü bu sorularla yüzleşmek, hayatta gerçekten bir yön tayin etmenin ilk adımıdır.

10. Sonuç: Kalemi Geri Al

Kendinle ilgili yazılmış hikâyeyi kim yazdı?

• Ailen mi?

• Öğretmenlerin mi?

• Toplum mu?

• Başarısızlıkların mı?

Belki artık bu kalemi onların elinden almanın vakti gelmiştir.

Yeni bir hikâye yaz: Cesur, canlı ve senin olan bir hikâye.

Son Söz

Sen sınırlı doğmadın. Sana sınırlı olduğunu öğrettiler.

Ama şimdi o sınırları öğrenilmiş oldukları gibi unutabilir, yeniden tanımlayabilir, potansiyelinin uyanmasını sağlayabilirsin.

Bu senin hayatın. Kalemi eline al. Hikâyeni yeniden yaz.

Çünkü henüz olduğun kişi tamamlanmadı.

Blog Sayfamı Aylara Göre Arşivledim

Blogumdaki tüm yazılarıma AYLARA GÖRE arşivlenmiş olarak, aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Bu şekilde okumak daha kolay olacaktır. Bir örnek de aşağıdadır.

http://www.slideshare.net/gokremtekir

İstanbul Kurumsal Gelişim’in Blog Sayfası Açıldı

1 Nisan 2010 tarihi itibariyle İstanbul Kurumsal Gelişim’in Blog sayfasını resmen duyuruyoruz.

Şirketimizin blog sayfasında, yaptığımız eğitimler, eğitmenlerimizin paylaşımları, kendi içimizdeki organizasyonlar, kurumumuzdan çeşitli haberleri görmeniz mümkün olacak.

Blog sayfamızı ziyaret etmek için http://blog.projeyonetimi.com ve eğer kayıt akışına abone olmak isterseniz de bu linki kullanabilirsiniz. (http://blog.projeyonetimi.com/?feed=rss2)

Blog Sayfam 1 yaşında

 29.Kasım.2008 tarihinde bu blog sayfamdaki ilk yazımı yayınladım. İlk günün  heyecanı ile bir kaç yazıyı bir günde yayınlamıştım. Sonra iş yoğunluğumun el verdiği ölçüde yazılarıma devam ettim.

Ben yazdıkça blog sayfama olan ilgi arttı, ilgi arttıkça ben daha çok yazmak istedim ve bir senenin sonuna geldiğimde toplam 193 adet yazı yayınlamıştım ve 26 adet yazılarım üzerine yorum almıştım. Özel mail adresime gelenler hariç…

Bu yüzden öncelikle siteme giren, sitemin gelişmesi için katkıda bulunan, yorum bırakan ve düzenli olarak takip eden herkese teşekkürler…

Sitemle ilgili 1 senenlik istatistikleri bu yazımda paylaşmak istiyorum fakat istatistik bilgilerimi 11.Ocak.2009’dan itibaren tuttuğumu da söylemem gerekir.

İlk bilgi aylık ziyaretçi sayısı

1 yıl içinde toplam 12450 kişi sitemi ziyaret etti.

aylik ziyaretci sayisi

En çok ziyaret eden 15 ülke sıralaması

ziyaretci ulkeler

Türkiye’den en çok ziyaret eden 15 şehir ve şehirlerin dağılımı

ziyatci sehirler-harita

ziyaretci sehirler

Siteme ziyaret çeken Anahtar Kelimeler

anahtar kelimler

Öğrenilen Dersleri Nasıl Saklıyorsunuz? – Proje Yönetimi 2.0

Öğrenilen dersleri çıkarmak, genellikle bir projenin kapanış işlemi olarak bilinir fakat projenin belirli aşamaları tamamlandığında da yapılması gereken önemli bir işlemdir, aslında.

Projenin kapanışı esnasında bir kapanış sunumu hazırlanır. Sunumun sonlarına doğru bir sayfa da öğrenilen derslere yer verilir. Çok fazla etliye sütlüye bulaşmayan bir sayfa olur bu… “Şöyle şöyle yapsaydık, daha iyi olurdu” gibi ifadeler vardır. Sunumun tamamlanmasıyla o öğrenilen dersler de kapatılır ve bu sunumda arşiv de yerini alır. Eğer bir daha kimse bu sunumu açmazsa o oğrenilen derslerden de fayda beklenemez.

Halbuki, blog veya wiki sayfaları bu konuda inanılmaz büyük faydalar sağlayabilir. Kurum veya proje çalışanlarınıza özel (isterseniz ücretsiz) bir blog sayfası açarsınız, sadece yönetici ve takım üyelerine giriş ve takip izni verirsiniz ve her türlü gelişmeyi bu blog veya wiki sayfası üzerinden takip edersiniz.

Blog sayfalarını rahatlıkla bulabilirsiniz ama ben wiki için www.wetpaint.com u tavsiye ederim. Kullanmaya başlarsanız, bloglara göre farkı anlayacaksınız.

Projenizin adını içeren bir blog sayfası: http://projem.blogspot.com üzerinde takım üyeleri yaptıkları işleri paylaşsınlar, projedeki ilerleme kayıtlarını resim veya video ile desteklesinler. Girdikleri bilgilere anahtar kelimeler eklesinler ki bilgi ve kayıtları aramak kolaylaşsın. Yazılan her türlü bilgi, hem konusuna hem gönderene hem de zamana göre kategorize edilsin. Proje ilerleme bilgileri sadece proje yöneticilerinin değil herkesin kontrolüne ve takibine açık olsun. Yazımın başında da belirttiğim gibi özellikle Öğrenilen Dersler diye bir kategori altında takım üyelerinin edindikleri deneyimler, problemleri çözme yöntemleri, müşteri veya tedarikçi davranış ve tutumları ve daha pek çok konu kayıt altına alınıp, sonraki proje yöneticilerinin kullanımına sunulabilir.

Günümüzde sosyal ağların oluşmasına sebep olan etken WEB 2.0 olarak adlandırılıyor. Aynı yazılım platformları ile Proje Yönetimi yapmak ise Project Management 2.0 olarak biliniyor. Bu teknolojileri en kısa zamanda kullanarak, kurum içinde çok önemli değişiklikler yapabilirsiniz. Project Management 2.0’ı hemen kullanmaya başlamanızı tavsiye ederim.

Proje Yöneticilerine Özel Blog Sayfası

Bazı insanlar vardır, hiçbir iş yapmazlar ama öyle bir anlatırlar ki duyduğunuzda “çalışırken ben hiç görmedim ama demek ki karşıdaki küçük dağları demek O yaratmış” dersiniz, bazı insanlar da vardır iş yaparlar ama dile getirmekten hoşlanmazlar, yaptıklarının görülmesini, farkedilmesini beklerler. Sizce hangisi daha hızlı kariyer basamaklarında yükselir?

Artık Proje Yöneticileri’nin, Takım Üyelerinin kendilerini ve yaptıklarını gerek yazı ile gerek resimleri ile anlatacağı bir sosyal ağ hizmete girdi.

Herkes üye olabilir. Çalıştığı projelerden, deneyimlerinden, gelecek hedeflerinden bahsedebilir. Projelerde öğrendiklerini başkalarıyla paylaşabilir ve daha nice Proje Bazlı çalışan kişilerle tanışma imkanı bulabilir.

En azından bitirdiğiniz projelerin neler olduğunu, projenin hangi süreçlerinde hangi görevi üstlenerek, çalıştığınız bile yazsanız, ileride kariyer gelişiminiz için kendinizle ilgili tecrübeler listesini web ortamında sunmuş olursunuz..

Sizleri Proje Yöneticileri’nin Blog Sayfasına Davet Ediyorum http://projeyoneticileri.ning.com