Reklamlar

Arşiv

Archive for Eylül 2010

MS Project'te Kaynak Tipleri

MS Project’te 3 tip kaynak bulunmaktadır.

Work: İnsan kaynağı için kullanılır

Material: Malzeme kaynağı için kullanılır

Cost: Sözleşme ile kurumunuza iş yapan tedarikçiler için kullanılabilir.

Resource Sheet görüntüsündeki tanımlanma şekli aşağıdaki gibidir.

Aktivitelere, kaynakları atadıktan sonra maliyetler de aşağıdaki gibi gözükmektedir. Özellikle Cost tipindeki kaynağın maliyeti aktivitenin süresine bağlı olmadığı için istenilen rakam elle girilebilmektedir. Böylece, tedarikçilere hangi aktivitelerin sonunda ödeme yapılacağı, hem nakit akışına hem de bütçeye eklenmiş olur .

Reklamlar

PMBOK Hakkında Genel Bilgiler

PMBOK 2008 (4.Baskı) hakkında bana gelen soruları biraraya getirdim ve bu yazımla topluca cevaplamak istedim.

1- PMBOK’ın Türkçesi var mı? Evet var. Satın almak isteyenler buradan sipariş verebilir.

2- PMBOK, bir metot mudur? Hayır. PMBOK, metot oluşturmak isteyen bir kurum için klavuz niteliğindedir.

3- PMBOK’ın içeriği hakkında:

  • PMBOK, ortak bir dil birliği yaratmayı hedefler. Farklı ülkelerden, farklı alanlardan olan proje yöneticileri veya paydaşları arasında ortak bir terminoloji kullanılmasını sağlar.
  • Kitap 3 ana kısımdan oluşur.
  • 1. Kısımın da altında iki bölüm vardır. 1. Bölüm, genel tanımları, 2. bölüm, organizasyon yapılarını anlatır.
  • 2. Kısımın altında 3. bölüm yer alır ve proje süreç gruplarını anlatır. Süreç grupları ise 5 adettir; Başlatma – Planlama – Yürütme – Kontrol –  Kapanış
  • 3. Kısım altında 9 adet bilgi alanı bölümleri vardır ve kitabın %65 – %70’ini bu kısım oluşturur. PMP sınavı açısından da bu kısım büyük önem taşımaktadır.
  • 3. Kısım, proje yönetirken 9 bilgi alanının (disiplinin) detaylı olarak anlatır. Bunlar; Entegrasyon, Kapsam, Zaman, Maliyet, Kalite, İnsan Kaynakları, İletişim, Risk ve Tedarik Yönetimleridir.
  • 9 Bilgi alanın altında alt süreçler vardır ve bu alt süreçler toplam 42 adettir. Örneğin: Kalite Yönetimi altında Kalite Planlama, Kalite Güvence ve Kalite Kontrol alt süreçleri mevcuttur.
  • Her alt sürecin içinde de Girdiler – Araç ve Teknikler – Çıktılar vardır. Örneğin Kalite Planlama alt sürecinin girdilerinin arasında Kapsam Temel Çizgisi, Paydaş Listesi, Maliyet Perf. Temel Çizgisi vb., Araç ve Teknikleri arasında Fayda-Maliyet Analizi, Kalitenin Maliyeti, Kontrol Grafikleri vb. ve Çıktıları arasında da Kalite Yönetim Planı, Kalite Ölçütleri, Kalite Kontrol Listeleri vb. yer alır.

4- PMBOK’ta yazan herşey bir projede uygulanır mı? Bu pek mümkün değil ve gerekli de değil fakat kurumunuza bir metot hazırlamaya karar verdiğinizde yararlanabileceğiniz en kapsamlı proje yönetimi kaynağı PMBOK’tır.

5- Bir proje yönetirken, PMBOK’ı bir el altı kitabı olarak kullanabilir miyiz? Kesinlikle evet. Hatta bunu şiddetle denemenizi tavsiye ederim. Projede yaşadığınız bir olayı (değişiklik talebi, çatışma ortamı, stres artması, ekibin yeni kurulması ve takım geliştirme vs.) PMBOK içinde arayıp, bulun ve PMBOK’a bakarak, başınıza gelen olay hakkında neler yazıyor, bir inceleyin. Bundan sonra nasıl hareket etmeniz gerektiğine dair yollar bulacaksınız.

6- PMP olduktan sonra PMBOK’a hiç bakmadım. Gerçek hayattaki projeler ile kitapta yazanlar birbirini tutmuyor? İşte bu en sevdiğim ifade; Bravo büyük tespit. Madem yine bildiğin gibi proje yönetecektin, madem PMBOK’ı anlamamakta ısrar ediyorsun niye boşuna 555$ verdin ey güzel kardeşim..? 3 sene sonra sakın yenileme…

Aaa bir de aklımdayken…  PMP olmadığı halde, PMP olduğunu iddia ederek, bazı güzide  Üniversitelerimizle anlaşıp, eğitim vermeye ve hatta  İKG’nin bilgilerini kullanmaya kalkan taklitçilerimizden sakının…. bu tip şeyleri yazmayı pek sevmem ama haksız rekabet de canımı sıkıyor. 😦

Bir kişinin soyadını https://certification.pmi.org/registry.aspx bu adrese yazın, gerçekten PMP olup, olmadığını görün.

Kategoriler:PMBOK Etiketler:, , ,

Enerji Bakanlığı Proje Yarışması – KATEGORİLERE DİKKAT :)

Kategoriler:Etkinlik Etiketler:, , ,

Buralarda Yenisiniz Galiba…

Proje Yöneticisi olarak atandığınız ilk proje mi? Hayırlı olsun. Bu üst yönetimin size olan güveninin de bir göstergesi.

Evet, şimdi ekibi toplama ve onları bir plan çerçevesinde çalıştırma zamanı…

Kimleri mi çağıracaksınız? Proje için bir çekirdek ekip kurarak, başlayabilirsiniz.

Proje amaçlarını iyi anlamanız gerekir ki diğerlerine de siz anlatabilin. Eğer eksik veya tutarsız bilgi verecek olursanız, ekibin size olan güvenini daha ilk başta kaybedersiniz.

Hedefi anlattıktan sonra proje kapsamını çekirdek ekibinizle netleştireceksiniz.

Ve sonra detaylı plan çıkacak… Bunun için uğraşıyorsunuz ama plan yapmaya kimsenin zamanı yok. Kimse size detaylarda neler yapıalcağını söylemiyor. Bilgi almak için soruyorsunuz fakat yapılan işlerin tanımı olmadığı için kimse net bir şey söyleyemiyor. Planları herkes aklında tutmakla övünüyor. Olabilir, moralinizi bozmayın.

Bir kaç kez bilgi almak için insanların peşinde koşturduktan sonra baktınız ki olacak gibi değil, “bari plan bölye kabaca kalsın”, dediniz. Hatta siz planı yapmakla uğraşırken, birileri çoktan proje faaliyetlerine başlamış, bazı kilometre taşlarına bile ulaşmışlar. Olsun, moral bozmak yok.

Bir sabah işe geldiğinizde öğreniyorsunuz ki, geçen hafta müşteri, bir proje takım üyesi, proje sponsoru, size hiç haber vermeden bazı konularda anlaşmışlar, projenin yönünü birlikte değiştirmişler ve öyle devam ediyorlar. Siz yine onların peşinden koşup, projenin nasıl şekil değiştirdiğini öğrenmeye çalışıyorsunuz. Bu da normal ve asla moral bozmak yok.

Bir gün, elinizde bilgisayar, bilgisayarda MS Project. Plan yok ama kendinizi herkesin peşinde koşan projede yapılan işleri günlük tutar gibi MS Project’e işleyen bir kişi olarak mı buldunuz? E, bu da normal, buralarda yenisiniz galiba…  🙂

Tutkulu PY’den Mektup – 4

Sevgili Proje Koçu,

Proje planlamanın önemli olduğunu biliyoruz, eksikliğini ben ve projelerde çalışan herkes mutlaka hissediyor fakat bu planlama işini bir türlü yapamıyoruz.

Benim şu anda üzerinde çalıştığım bir proje var. Bu proje şirketimin neredeyse tüm departmanlarını ilgilendiriyor. Planı hazırlayabilmem için o departmanlardan yetkili kişilerin desteğine ihtiyacım var. Bu çerçevede geçen hafta herkesin katılımının olacağı bir toplantı tertip ettim. Amacım yarım günlük bir oturum ile öncelikle projenin İş Kırılım Yapısını çıkarmayı hedeflemekti. Gelin, görün ki; o yarım gün her kafadan bir ses çıktı ve planın “p”’ sini yapamadan toplantı bitti. Her gelen “bu iş böyle olmaz”, “bu bize uymaz”, “nasılsa bu planlar daha çoook değişir”, “boşuna planla uğraşmayalım, nasılsa sapar”, “bu tip şeyler herşeyin düzenli olduğu şirketlerde olur” gibi sözlerle bütün motivasyonumu yok etti.

Bu sözlerin yanısıra, konu bir ara şirketin prosedürel süreçlerindeki aksaklıklara da kaydı ve başta şikayetler sonra suçlamalar derken, toplantı bitti.

Böyle bir durumda siz olsanız ne yapardımız?

Rumuz: Tutkulu PY

————————————

Sevgili Tutkulu PY,

Planlamaya İş Kırılım Yapısı ile başlayıp, kapsamı netleştirme niyetin çok doğru ve yerinde. İş Kırılım Yapısın, bütün proje paydaşlarının doğru iletişim kurabilmesi, projenin çıktılarını aynı şekilde anlayabilmeleri açısından çok çok önemli fakat “İş Kırılım Yapısını bütün paydaşlar biraraya gelerek, hazırlar” diye bir kural yok.

Madem ki, projen şirkette pek çok kişiyi etkilemektedir bu durumda, seninle birlikte planı yapmaktan ve takip etmekteden sorumlu olacak bir çekirdek ekip (Proje Yönetim Takımı) kurulmalıdır. Sen ve bu çekirdek ekip öncelikle İş Kırılım Yapısını kendi aranızda bir hazırlayın. Çekirdek ekip, çok büyük olmamalı (mümkünse 4-7 kişi yeterli). Az sayıdaki kişiyi yönetmeniz daha kolay olacaktır. İKY çıktıktan sonra paydaşların geneline bir sunumla İKY’nin ne olduğunu, amacını, neleri hedeflediğinizi bir sunumla anlatırsınız.

Daha sonra da planlama çalışmasının devamı yine bu çekirdek ekip tarafından geliştirilir. Bu çekirdek ekibe, yürütme, kontrol ve kapanış süreçlerinde de mutlaka ihtiyaç duyacaksın. Bu ekibin, projeye daha fazla zaman ayırmasını sağlamak için üst yönetimin desteği gerekebilir. Yani söylemek istediğim, özellikle büyük projelerde Proje Yöneticisi’nin yanısıra Proje Yönetimi Takımı da üst yönetim tarafından resmen atanır, yarı veya tam zamanlı Proje Yönetimi faaliyetlerine destek olur.

Son olarak, çekirdek ekibine birbiriyle iyi anlaşacağını düşündüğün, tecrübesine güvendiğin, sorun değil, çözüm üreten kişileri seçebilirsen, plan çok kısa zamanda ortaya çıkacak ve genel olarak da kabul görecektir.

Proje Koçu

Tedarik Yönetiminin Planlanması

Tedarik Yönetiminin Planlanması, projenin satın alma kararlarının belgelenmesi, yaklaşımın belirginleşmesi ve potansiyel satıcıların belirlenmesi sürecidir. Bu süreçte, proje ekibi neleri kendi yapacağına, neleri dışarıdan (ürün/hizmet) tedarik edeceğine karar verir.

Satın alma/tedarik işlemleri, satın alma departmanının sorumluluğunda  yürütülür fakat bu sürecin planlanmasından başta proje yöneticisi olmak üzere proje yönetim ekibi sorumludur.

Eğer iyi bir tedarik planı yok ise proje yöneticisi satın alma departmanının kapısını yumurta kapıya gelince çalar. Satın almanın gecikmesi ayrıdır, satın almanın planlanmaması apayrıdır; Doğal olarak, sorumluları da değişkendir.

Neye ihtiyacımız var?

Tedarik planı hazırlayabilmek için özellikle Kapsam Temel Çizgisi (İş Kırılım Yapısının çıktısı) elimizin altında olmalıdır. Böylece projenin ara teslimatlarını görmüş oluruz.

Gereksinim dokümantasyonu, müşteriden gelen ihtiyaçların yazılı olduğu doküman.

İşbirliği anlaşmaları; Eğer şirketinizin belirli ürün veya hizmeti satın aldığı anlaşmalı bir kurum varsa bu durum tedarik planlamayı etkileyecektir.

Bunların haricinde özetle, aktivite kaynak gereksinimleri, risk listesi, maliyet tahminleri, zaman çizelgesi, risklere bağlı sözleşme kararları gibi başlıklar tedarik planlamada gereklidir.

Nasıl Yapılır?

Yap – Satın Al Analizi: Proje ekibi proje içindeki ihtiyaçlarını tek tek ortaya çıkarır ve sonrasında ekibin kendisinin mi bu ürünleri üreteceğine yoksa dışarıdan mı tedarik edeceğine karar verir.

Sözleşme Türleri: PMI, bu bölüme oldukça fazla önem vermiştir ve alıcı ve satıcı arasında yapılabilecek sözleşme tiplerini anlatır. Bunları daha detaylı olarak başka bir yazımda ele alacağım fakat bu sözleşme tiplerinin isimleri şöyledir; sabit fiyatlı sözleşmeler, maliyet geri ödemeli sözleşmeler, süre ve malzeme sözleşmeleri.

Ne Çıkar?

Tedarik yönetim planı: Tedarik yönetimi planı, tedarik belgelerinin geliştirilmesinden sözleşmenin sona ermesine kadar tedarik süreçlerinin nasıl yönetileceğini tanımlar.

Tedarik çalışma bildirimleri: tedarik kalemini, olası satıcıların ürünleri, hizmetleri ya da sonuçları sağlayıp sağlayamayacaklarını belirleyebilmelerine izin verecek düzeyde ayrıntılı bir şekilde tanımlar.

Yap – Satın al kararları: “Yap ya da satın al” kararları, hangi proje ürünlerinin,  hizmetlerinin ya da sonuçlarının proje organizasyonunun dışından elde edileceği ve hangilerinin organizasyon içinde proje ekibi tarafından yürütüleceği konusunda varılan kararları belgeler.

Tedarik Belgeleri: Olası satıcılardan teklif istemek için tedarik belgeleri kullanılır. Farklı türde tedarik belgeleri için, bilgi talebi, ihaleye davet, teknik teklif talebi, fiyat talebi, ihale bildirimi, müzakereye davet gibi terimler kullanılır.

Kaynak seçimi kriterleri: Seçim kriterleri genellikle tedarik talebi belgelerinde belirtilir. Bu kriterler satıcıların tekliflerini derecelendirmek ya da puanlamak için geliştirilir ve kullanılır.

Güneş Patlamaları ve Eski Meslekler

03/09/2010 2 yorum

Geçen hafta haber sitelerinde dikkatimi çeken ve bir – iki kere de radyoda dinlediğim bir haber aklıma takıldı. Haber, 2012 yılında Güneş’te yaşanacak patlamalarla ilgiliydi. Habere göre bu patlamalar dünyada elektrik ve elektronik sistemleri çalışmaz hale getirecek ve 5-10 sene boyunca şu anki tüm teknolojik hayatımızı bir kenara bırakmamız gerekecek.

Bkz: http://www.internethaber.com/dunyanin-sonu-boyle-mi-gelecek-281765h.htm

Doğal olarak, bu durum iş hayatlarımıza da yansıyacak. Bilişim sektöründe yer alan firmalar, bu firmalardaki çalışan binlerce insan, şirketlerin bilgi işlem departmanlarındaki çalışanlar, telekomünikasyon şirketlerinin çalışanları bir anda işsiz mi kalacaklar? Bilişim alanına yönelik üniversitelerin bölümleri, öğretim görevlileri bir anda değer mi kaybedecek? Gençler, 1 sene sonra üniversite sınavlarına girerken artık Bilgisayar, Elektrik, Elektronik, mühendisliği bölümlerini tercih etmeyecekler mi? Ya şu anda okuyanlar; Onlar da uzun süre uygulama imkanı bulamayacakları bir mesleğe mi hazırlanıyorlar?

Çok değil tam iki sene sonra …

Acaba teknolojiye daha fazla yatırım yapan ABD, Japonya, Kore gibi ülkelerin bu konuda bir önleme planları var mı?

Ben internetten kısa bir araştırma yaparak, “teknolojinin olmadığı bir ortamda acaba ne işler yapılır?” diye eski meslekleri araştırdım. Bilgi İşlemci arkadaşlar, aşağıdan istedikleri mesleklerden birisini seçsin; Seçenek çoook… yavaş yavaş eğitimini de almanızı öneririm.  Ben kendime uygun birşey bulamadım ama umarım siz bulursunuz. 🙂

Basmacı

Basma en yaygın kullanılan kumaştı; dar gelirli, hatta orta halli ailelerin kadın ve kızları basma giyerlerdi. Ayrıca amele, ırgat, yanaşma ve uşak boyundan erkeklerin mintanları da basmadandı. Seyyar basmacılar yelken bezinden büyükçe bir bohça, elde demir arşın sokak sokak dolaşırlardı. Basma satan bohçacı kadınlar günümüze kadar ulaştı.

Celep

Kentlere koyun ve sığır getirip satan esnafa celep denirdi. Celeplik büyük sermaye işiydi. Sürüler çobanlar tarafından uzak mesafelerden kente yaya getirilir; sürü yolda kısmen telef olurdu. İstanbul’un et ihtiyacı önceleri Balkanlardan, sonraları Erzurum yaylasından karşılanmıştı. Sürüler İstanbul’a büyük ölçüde Trabzon üzerinden sevk edilirdi.

Nalbur

Dünün hırdavatçıları nalburlardı. Çivi, kilit, menteşe vb. inşaat işlerinde kullanılan temel girdilerin satışı, pazar ekonomisinin gelişimiyle daha da önem kazandı. Nalburlar, kent ve kasaba ekonomilerinin ayrılmaz parçasıydı. Çoğu nalbur eşyası yurtdışından gelirdi.

Nalbant

Taşıma ve ulaşım sektöründe kullanılan hayvanların nallanması, hayvan tırnakları altına demir parçası yani nal ya da nalça çakılması, nalbantlığı yaygın bir hale getirmişti. Günümüzde otomobil lastiği ne ise nal da dünün Osmanlısında aynı işlevi görüyordu. Nalbantlar genellikle ulaşım güzergahlarında yer edinirdi.

Mestçi

Kundura ya da pabucun içine giyilen yumuşak ayakkabıya mest denirdi. Değişik türleri vardı. Devenin ayak derisinden yapılanına deve mesti, yandan kopçalısına serhatlı mest denirdi. İç mekanların temiz tutulması, mest giymeyi gerektiriyordu. Mestçi esnafı ayak ölçüsüne göre çalışırdı.

Sayacı

Saya, ayakkabının yumuşak olan üst bölümü yani yüzüydü. Eskiden halk dilinde, evlerin giriş kısmında ayakkabıların çıkarıldığı veya konduğu ufak bölüme de saya denirdi. Zamanla ayakkabı anlamında kullanılmaya başlandı. Sayacı, dünün ayakkabıcısıydı. Yaygın bir zanaattı. Geniş bir müşteri kitlesine hitap ederdi.

Rençber

Rençber, ilk evrelerde çiftçi anlamına geliyordu. Ancak kentleşmeyle birlikte bugün ırgat diye nitelenebilecek birçok işi üstlendi. Tarla, bahçe, yapı vb. yerlerde kazma, taş ve toprak taşıma gibi işleri yapan gündelikçi, amele ve ırgat, o günlerin rençberleriydi.

Sepetçi

Plastikten önce su geçirmez kaplar topraktan ya da bakırdan yapılır, diğerleri saz, kamış ya da ince dallardan örülürdü. Genellikle sapı olan, yiyecek ve eşya taşımak için kullanılan bu tür kapları sepetçi örerdi. Sepet hamalı, genellikle pazar yapanların sebze-mevyesini sırtındaki sepetle eve taşırdı. Sepet kimi zaman bavul yerine de kullanılırdı.

Urgancı

Keten, kenevir, pamuk gibi dokuma maddelerinden yapılan ince halatlara urgan denirdi. Gerek ev ekonomisinde gerekse zanaatta urgan yaygın olarak kullanılırdı. Urgancı örme işini bizzat yapar ve malını tüketiciye ulaştırırdı. Genellikle sabit dükkanları bulunurdu. Seyyar urgancı nadir görülürdü.

Bacacı

İstanbul’da yangınların büyük çoğunluğu, temizlenmesi ihmal edilmiş bacalardaki kurumların tutuşmasıyla çıkıyordu. Özellikle ahşap binaların yoğun olduğu kent dokularında, baca temizliği büyük önem taşıyordu. Kış öncesi bacacılara büyük iş düşüyordu. Fırın bacalarının da her ay temizlenmesi öngörülmüştü.

Bileyci

Bıçak ve emsali şeyleri çarka tutup bileyen esnaf genellikle seyyardı. Demirden yapılmış ev aletleri görece değerli eşyalardı. İstanbul’daki bileyci esnafının büyük çoğunluğu, Karadenizli bekar uşağı ya da Buharalı idi. Bileycinin mahalleye gelişi kısa sürede duyulur, ev sekenesi, her türlü kesici ya da yarıcı aleti sık aralıklarla bileyletirdi.

Erikçi

Osmanlı çoğu kez kendi bağ, bahçe ve bostanındaki meyveyi tüketiyordu. Ancak kentleşme kimi meyvelerin pazara çıkmasına neden oldu. Meyve genellikle mahallelerde haftanın belirli günlerinde kurulan pazarlarda müşteri bulurdu. Sokak satıcıları özellikle turfanda meyve satarlardı. Seyyar erikçinin pazarladığı turfanda erik, yazın yaklaştığını müjdelerdi.

Sarımsakçı

Osmanlı mutfak kültüründe sarımsağın ayrı bir yeri vardı. Keskin kokusuna rağmen besin değerinin yüksek oluşu ve kimi kokuları bastırması nedeniyle birçok yemek sarımsaklanmadan yenmezdi. Seyyar satıcıların bu konuda ihtisaslaşmaları, talebin yüksekliğini kanıtlıyordu.

Limonatacı

Limonata, dünün gazozu ya da “kola”sıydı. Özellikle yaz aylarının sıcak günlerinde limonatacıya büyük rağbet olurdu. Seyyar limonatacılar genellikle kente mevsimlik göçen Anadolu insanlarıydı. Üç-beş kuruşu bir araya getirir, hasat mevsiminde köyüne dönerdi. Limonata evlerde ikram kültürünün de bir parçasıydı.

Hallaç

Hallaç bugünkü döşemecilerin bir anlamda dününü simgeliyordu. Osmanlı hanesinde kullanılan yatak, yorgan, döşek gibi ev eşyasında dolgu malzemesi olarak pamuk ya da yün kullanılırdı. Zamanla sertleşen bu dolguyu hallaç, kiriş ve tokmağıyla kabartırdı. Hallaçların hemen hepsi Karadeniz yalısı uşaklarıydı.

Bezzaz

Bugünkü manifaturacıların karşılığı olarak, bez ve kumaş satan esnafa bezzaz, çarşılarına Bezzazistan denirdi. Halk ağzında zamanla “bedestan” ya da “bedesten”e dönüşmüştü. Kıymetli kumaş satanlara “üstüfeci”, “dibacı”, “kadifeci”, “atlasçı” denirdi. Bez ticareti, 19. yüzyılda büyük ölçüde İngiliz üreticilerin eline geçti.

Zerzevatçı

Zerzevat sebze anlamına geliyordu. Zerzevatçı ise bugünün maydanoz, dereotu, salata, hıyar, turp ve marul gibi sebzelerde uzmanlaşmış manavıydı. Kent dokularının bir parçası olan bostanlar, Osmanlı insanının sebze ihtiyacını karşılardı. Zamanla halden, civar ve semt bahçe ya da bostanlarından, pazar yerlerinden tedarik edilir oldu.

Çömlekçi

Topraktan yapılmış çanak, çömlek, testi, sürahi, bardak, kase, küp ve saksı gibi eşyalar satan esnafa çömlekçi denirdi. Orta ve üst gelir grupları, kalaylanmış bakır kap kullanırdı. Eskiden Bayezid Meydanı’nda bir sıra çömlekçi dükkanı vardı. Toprak kapların yerini zamanla bakır ve benzeri maden kaplar aldı. Ama çömlek özellikle kırsal yörelerde günümüzde de hâlâ kullanılıyor.

Değirmenci

Değirmenci aslında un öğüten esnafa denirdi. Görece büyük girişimci sayılırdı. Kahve değirmeni, günlük hayatın ayrılmaz bir parçasıydı. Keyif maddesi olarak kahve, çaydan çok daha önce Osmanlı’nın yaşamına girmişti. Kahve değirmeni satan esnaf da değirmenci addolunuyordu.

Kolancı

Hayvanın semerini ya da eyerini bağlamak için kullanılan örme ya da kayış bağa kolan deniyordu. Osmanlı taşımacılıkta büyük ölçüde hayvan kullanıyordu ve kolancılık ulaşım sektörünün “yan sanayi”lerinden biriydi. Özellikle yol güzergahlarında dükkan açarlardı.

Fesçi

Fes, II. Mahmud devrinde resmi serpuş olarak kabul edilmiş, Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar Osmanlı erkeğinin kimliğini oluşturmuştu. Her ne kadar Feshane’de yerli fes üretilmişse de çoğu Avusturya’dan ithal ediliyordu. Osmanlı’nın son döneminde Avusturya mallarına karşı yapılan fes boykotu ünlüdür.

Kavuncu

Kavun ve karpuz, mevye olarak tüketildiği gibi, Osmanlı’nın tatlı ve su ihtiyacını da gideriyordu. Çevre bostanlarda yetiştirilen kavunlar, seyyar satıcılar aracılığıyla tüketiciye ulaştırılıyordu. Sepet içinde mahalle aralarında dolaşan kavuncu, genellikle Anadolu’dan mevsimlik göç etmiş insanlardandı.

İncirci

Dünün insanı şeker ihtiyacını büyük ölçüde meyveyle gideriyordu. Ülkede yaygın olan meyvelerden biri de incirdi. Hemen her Osmanlı’nın bahçesinde bir incir ağacı vardı. Yaş yenir, kurutulur, her mevsim tüketilirdi. Yaş inciri, seyyar incirci satardı. Kurutulduktan sonra şekerci dükkanına düşerdi.

Leblebici

Dünün kuruyemişlerinin başında leblebi gelirdi. Nohudu, dış kabuğunu çıkardıktan sonra fırında kavurup seyyar satan kişiye leblebici denirdi. Bir tür ihtisaslaşmış kuruyemişçiydi. İçinde leblebi olan şeker, leblebi şekeri de revaç bulan bir eğlencelikti.

Pilavcı

Günümüz lokantasında tüketilen birçok besin maddesi, dün seyyar satıcılarca da pazarlanırdı. Çarşı-pazaryerlerinde, meydanlarda hâlâ gözlenen ve düşük gelir grubuna yönelik seyyar pilavcı, lokantaların ya da aş evlerinin yaygınlaşmadığı bir dönemde evinden uzak, sokaktaki insanın öğle yemeği ihtiyacını gideriyordu. Pilavcılar genellikle Karamanlı olurdu.

Salepçi

Salepçi dünün seyyar muhallebicisiydi. Ancak muhallebi pazarlayan seyyar satıcılar da vardı. Salep yumru köklü bir otun dövülmesiyle elde edilen beyaz tozun, şekerli süt ya da su ile kaynatılmasından elde edilirdi. Özellikle kış aylarında bozacılar ve salepçiler müşterinin ayağına hizmet götüren seyyar satıcılardı.

Kozacı

İpekli kumaş üst gelir gruplarınca tüketilirdi. Osmanlı ipeklisi yurtdışında da büyük beğeni kazanmıştı. İpekli üretiminin ham maddesi ipek böceği kozası, dokuma sektörünün temel girdilerinden biriydi. Bursa ve çevresinde yaygındı. Kozacı, koza ticaretiyle uğraşırdı. Koza üreticisiyle ipek imalathaneleri arasındaki ticareti yürütürdü.

Üzümcü

Bağ, bahçe, bostan eski kentlerin dokularının bir parçasıydı. Üzüm, incir gibi geniş tüketim alanı olan meyvelerdendi. Ayrıca şıra yapılır, kurutulur ve gayrı müslimlerce şarap yapımında kullanılırdı. Seyyar üzümcü, günlük taze üzüm pazarlardı.

Şerbetçi

Meşrubat sektörünün gözdesi şerbetti. Meyve özü, su ve şeker karışımı bu içecek ya da şurup, yaz aylarında kent insanının serinlemesine vesile olurdu. Ayrıca misafirlere şerbet ikram etmek de adettendi. Şerbetçi dükkanları olduğu gibi, seyyar şerbetçiler de müşteriye hizmet götürürlerdi. Özellikle seyyar demirhindiciler, İstanbul’a İzmir’den gelirlerdi.

Darıcı

Darı tohumları, buğday gibi besin maddesi olarak kullanılırdı. Bazı bölgelerde mısıra da darı adı verilirdi. Cin darısı, ateşte patlatılan ufak taneli mısırdı. Buğday ve buğday unundan yapılmış ekmek tüketmeye kesesi yetmeyen fakir insanlar, darı tüketirdi. Ayrıca hayvan yemi olarak kullanılırdı.

Çıracı

Osmanlı uzun yıllar enerji kaynağı olarak odun kullanmıştı. Kömür ancak 19. yüzyılda gündeme gelmişti. Odun, çam gibi reçineli ağaçların yağı ve çabuk yanmaya elverişli kesimleri kullanılarak ateşlenirdi. Genellikle Ürgüplü olan çıracı, tartıyla aldığı çırayı kalem kalem desteler, deste hesabıyla satardı. Özellikle kış aylarında sokakta sık görülen bir esnaftı.

Deveci

Demiryolu öncesi kara ulaşımında en yaygın kullanılan hayvan deveydi. Ayrıca sarayın hassa develeri vardı. Sefer-i hümâyunlarda padişahın ağırlığını taşır, sürre* alaylarında kullanılırdı. Deveciler genellikle konar-göçer yörüklerdi. Başlarına kırmızı sivri külah giyerlerdi.

Sucu

Eski zamanlarda hemen her evin bir kuyusu vardı. Ancak içecek su uzaktan getirilirdi. Sucu ya da saka, şehir ya da kasabada su taşımacılığıyla uğraşırdı. Pınar ya da çeşmeden aldığı suyu hanelere sevk ederdi. Limonatacı ve şerbetçi gibi, özellikle yaz aylarında sokakta bardakla su satan seyyar satıcılara da sucu denirdi.

Lehimci

Plastik öncesinde yaygın kullanılan maden kaplar, ev ekonomilerinde toprak kapların yerini aldı. Lehimci ya da tenekeci, küçük ev aletlerini tamir eden gezici esnaftı. Teneke maşrapa kulpunu, kademhane ibriği emziğini, gusülhane çinkosunu lehimlerlerdi. Lehimci genellikle demircinin yan sanayiini oluşturuyordu.

Ciğerci

Batılı seyyahların en gözde seyyar satıcısı, omuzda sırıkla dolaşan ciğerci ve paçacıydı. Mahalleye ciğercinin geldiği, evin kedisinden belli olurdu. Sokakta et satışı ender olmasına karşın, ciğer ve paça en çok rağbet gören sakatatlardı. Tavası, yahnisi yapılırdı. Sabit ciğercide yürek, böbrek gibi diğer sakatat türleri de pazarlanırdı.

Sepet Hamalı

Motorlu araçlar öncesi kent içi yükleme, boşaltma ve taşıma işleri hamal esnafının gediğiydi. Mevsimlik olarak İstanbul gibi büyük kentlere gelen hamalların güçlü loncaları vardı. Meslek çoğu kez babadan oğula geçerdi. Pazarlarda sebze-mevye taşıyanlarına küfeci denirdi. Her iş kolunun ayrı bir hamal kolu olurdu. Bunların en ünlüleri, iç ve dış bedesten hamallarıydı.

Sırık

Hamalı Fıçı gibi hacimli, yekpare ve ağır yük, sırık hamallarınca taşınırdı. Bunlar genellikle dört kişi olur, dişbudak ağacından yapılmış uzun sırıkları omuzlarına alarak, iki önde, iki arkada yükü paylaşırlardı. Taşıma büyük bir uyum gerektirirdi. Aksi takdirde yük diğer hamallara kayar ve kazalara neden olurdu. Beyoğlu’nda tahtırevanları taşıyanlara da hamal denirdi.

Demirci

Fabrika üretimi öncesi pek çok eşya ve alet, insan eliyle demirden yapılırdı. Demirci, demiri dükkanında döğer, biçim verirdi. Yorucu, ağır bir meslekti. Daima ateş karşısında, kömür ve demir tozlarına bulanarak çalışılırdı. Örs üzerinde demirin ağır balyozla dövülmesi pazı kuvveti, beden takatı ve sağlam vücut gerektirirdi.

(Kaynak: http://adasarhanli.azbuz.ekolay.net/readArticle.jsp?objectID=5000000007321545#)

%d blogcu bunu beğendi: