Sonsuza Kadar Orta Kademe Yönetici Kalacaksın

Giriş

Ekibimde 12 kişi vardı. Proje teslimatlarında aksama yaşamazdık, ekipte moral yüksekti, KPI’larımız yeşildi. Kısacası, her şey olması gerektiği gibiydi.

Ben de bir yönetici olarak kendimi başarılı sayıyordum. Hatta birçok kişi gibi, “İyi bir çalışan olursam, er ya da geç hak ettiğim yere gelirim” inancını taşıyordum. Bu inançla fazla mesai yaptım, krizlerde en önce sahaya indim, kimseyi üzmeden ilerlemeye çalıştım.

Ve evet… Patronum beni seviyordu. “Güvenilir”, “sarsılmaz”, “vazgeçilmez” sıfatlarıyla beni tanımlıyordu.

İşte bu yüzden, üst düzey iki liderlik pozisyonu açıldığında, içimde tek bir şüphe bile yoktu. Aday olmak değil, seçilmek benim hakkımdı.

Ama olmadı.

Hem de iki kez.

İkinci seçilen kişi daha az deneyimliydi. Teknik derinliği yoktu. Ama bir farkı vardı: Stratejik toplantılarda hep o konuşuyordu. Her konuda bir fikri vardı. Eksik, hatalı veya uçuk olsa bile, şirketin geleceği hakkında bir düşüncesi mutlaka olurdu.

Ben mi? Sessizdim. Hazırlıklıydım. Ama konuşmadım.

İçimde bir fırtına koptu. Ama dışarıya yalnızca nezaketle gülümsedim.

O gece, herkes ofisten ayrıldıktan sonra arabaya oturdum. Direksiyona uzun süre baktım. Sessizce. Müzik çalmadan. Telefon elimde olmadan. Sadece ben ve hayal kırıklığım.

Her şeyi doğru yapmıştım. Ama yanlış yapmışım.

Gerçek O An Açığa Çıktı:

Sıkı çalışmak sizi terfi ettirmez.

Güvenilir olmak sizi lider yapmaz.

Vazgeçilmez olmak sizi görünmez yapar.

Bunu o gece öğrendim.

Çünkü terfiler yetkinlik ile değil, geleceğe dair algıyla veriliyor.

Kimse sizi sadece başarılı bir görev yöneticisi olduğunuz için üst düzeye taşımaz. Sizi taşıyan şey, insanların sizin geleceği yönetebileceğinize inanmasıdır.

Yani:

• En iyi uygulayıcı olmanız yeterli değildir.

• En sorunsuz işi yapmanız yeterli değildir.

• Patronunuzun işlerini kolaylaştırmanız yeterli değildir.

Çünkü oyun başka yerde oynanıyor.

“İyi Çalışan Tuzağı”na Düşenler

Bu bir kariyer paradoksudur.

Siz ne kadar iyi çalışırsanız, işinizi o kadar eksiksiz yaparsanız, size o kadar çok görev yüklenir.

Ve böylece bir kısır döngü başlar:

• En çok çalışan sizsiniz.

• En az stratejik zamanı olan da sizsiniz.

• En az kendini tanıtan da sizsiniz.

Zamanla performansınız görünmez olur, çünkü artık “normaliniz” odur. Ve ironik olarak, ne kadar çok iş yaparsanız, o kadar çok gözden kaçarsınız.

Siz “her şeye evet” dediniz.

Siz işleri kolaylaştırdınız.

Ama hiç kimsenin “Bu kişi lider olabilir” dediği biri olmadınız.

Çünkü liderlik potansiyeli, görev tamamlamaktan değil, vizyon sunmaktan anlaşılır.

Görünürlük Yanılgısı

Yıllarca şirketin “olmazsa olmazı” oldum. Hangi ekip zorlanırsa beni çağırdılar. İş aksayınca ben tamamladım. Yeni biri mi başladı? Onu ben eğittim. Kriz mi çıktı? Çözümü ben buldum.

Herkes bana iş getirdi.

Ama kimse bana terfi getirmedi.

Neden?

Çünkü görünür değildim — ya da doğru yerde görünür değildim.

Patronum için görünürdüm. Onun işlerini kolaylaştırırdım.

Ama karar vericiler için — yani organizasyonun yönünü çizen insanlar için — neredeyse hiç yoktum.

Sunumlarımda detay çoktu, ama vizyon yoktu.

Proje planlarım dakikti, ama stratejik bir öneri sunmazdım.

Ben “güvenilen” uygulayıcıydım.

Ama asla “geleceği yönetecek kişi” olarak düşünülmedim.

Çünkü görünürlük sadece ne kadar çalıştığınızla değil, nerede ve nasıl göründüğünüzle ilgilidir.

Kimse Söylemedi Ama…

Liderlik performansla değil, etkiyle ölçülüyor.

Bir arkadaşım vardı. Hiçbir zaman harika bir uygulayıcı değildi. Ama her strateji toplantısında şunu sorardı:

• “Henüz sormadığımız hangi soru var?”

• “Bu sistem beş kat büyürse ne kırılır?”

• “Bu çözüm müşteri deneyimini nasıl dönüştürür?”

• “Bu fikrin şirketin 3 yıllık vizyonuyla nasıl bir bağlantısı var?”

• “Bu projeyi durdurmak yerine, nasıl yeniden ele alabiliriz?”

• “Rakipler bu alanda neyi farklı yapıyor?”

• “Bu karar, iş gücümüzü nasıl etkiler?”

• “Varsayımımız yanlış çıkarsa, ne olur?”

• “Bunu küçük bir pilot uygulamayla test edebilir miyiz?”

• “Kaynaklar sınırlıysa, bu projeyi nasıl optimize edebiliriz?”

• “Bu girişim şirket kültürünü nasıl etkiler?”

• “İşin en kötü senaryosu nedir? Bu senaryoya ne kadar hazırız?”

• “Bunu daha hızlı yapmanın ama kaliteden ödün vermemenin bir yolu var mı?”

• “Müşteri bu değişikliği gerçekten ister mi, yoksa biz mi istiyoruz?”

• “Bu karar sürdürülebilir mi, yoksa kısa vadeli bir çözüm mü sunuyor?”

• “Şu an elimizde olmayan ama sahip olsaydık oyunu değiştirecek hangi veri eksik?”

• “Bu toplantıdan sonra kim ne yapacak? Sorumluluklar yeterince net mi?”

İşte o, her zaman “gelecek” hakkında konuştuğu için fark edildi.

Çünkü liderlik, sadece işi yapmak değil, hikâyeye yön vermektir.

Terfi Etmenin Gerçek Dinamiği

Birçok kişi zanneder ki terfiler performans değerlendirmeleriyle, başarı puanlarıyla ya da yöneticinin bireysel kararıyla belirlenir. Gerçekte ise terfiler çoğu zaman resmî süreçlerin değil, gayriresmî konuşmaların sonucudur.

Bir terfi genellikle kapalı kapılar ardında, yönetim toplantılarında şekillenir.

Ve o anda şuna benzer bir şey olur:

“Bu pozisyon için kimi öneriyorsunuz?”

İşte o an, sadece bir kişi elini kaldırırsa ve şunu derse:

“Bence bu işi X yapmalı. Onunla çalıştım. Baskı altında nasıl düşündüğünü biliyorum. Güvenebilirim.”

Terfiniz için en önemli adım atılmıştır.

Ama eğer o odada kimse adınızı dile getirmiyorsa…

Eğer kimse sizinle ilgili güçlü bir referans veremiyorsa…

Eğer kimse sizin için itibarını riske atmak istemiyorsa…

O zaman ne kadar çalışırsanız çalışın, o fırsat başkasının olur.

Bu şu anlama gelir:

• Yalnızca çalışmak yetmez.

• Yalnızca “iyi biri” olmak yetmez.

• Sadece görünür olmak da yetmez.

Desteklenen biri olmalısınız.

Terfi, bir “teknik yeterlilik” değil, bir “güven ilişkisi” meselesidir.

Peki, Bu Güven Nasıl Oluşur?

Bu güven:

• Proje krizlerinde takımı panikletmeden yönettiğinizde,

• Belirsizlikte karar verebildiğinizde,

• Gerekirse sorumluluğu üstlenip “Bu benim hatam” diyebildiğinizde,

• Patronunuzun önünü açtığınızda ama kendi görüşünüzü de stratejik şekilde ortaya koyabildiğinizde,

• En önemlisi: Sadece yukarıya değil, yanınızdakilere de değer kattığınızda oluşur.

Unutmayın:

Liderlik sadece yukarıya doğru değil, yatay ve aşağı yönlü güven inşa etme sanatıdır.

Bir gün o kilit toplantıda, sizinle birebir çalışmış biri şöyle diyebilmeli:

“Onunla çalıştım. Sadece kendisi için değil, ekip için de düşünen bir liderdi.”

Sahip Çıkılan Biri Olmak

“Sahip çıkılan biri olmak” kulağa pasif bir ifade gibi gelebilir.

Ama değil.

Bu, ilişki kurma cesareti, güven inşa etme sabrı, ve doğru zamanda stratejik katkı sunma yeteneği gerektirir.

Bu yüzden şunları yapın:

• Patronunuzun bir üstüyle tanışmak için fırsat yaratın.

• Sadece kendi yöneticinizle değil, organizasyonun etkili karar vericileriyle de bağ kurun.

• Üst yönetime yalnızca iş değil, perspektif sunun.

• Ve en önemlisi, etrafınızda “Bu kişi olmalı” diyecek insanlar bırakın.

Çünkü bir gün bir kapı açıldığında, içerideki biri şöyle diyebilir:

“Ben o kapıdan kimin geçmesi gerektiğini biliyorum.”

Ve işte o zaman, terfi yalnızca bir sonuç olur.

Ne Değişti?

O geceden sonra karar verdim.

Kendime şu soruları sordum:

• “Fikrimi ne zaman söyledim?”

• “Stratejik hangi projeyi yönettim?”

• “Kimin radarına girdim?”

Ve değişim başladı.

• Artık onay beklemeden fikrimi söylüyorum.

• Zor ve görünür görevler talep ediyorum.

• Karar vericilerle birebir görüşmeler planlıyorum.

• Her toplantıya “gelecek” perspektifiyle katılıyorum.

Yavaş ilerliyor. Ama bu sefer doğru yoldayım.

Peki, Ya Sen?

Belki sen de şu an arabada yalnız oturuyorsun. Ya da gece geç saatte ekrana bakıp “Neyi eksik yaptım?” diyorsun.

O zaman bu yazı senin için:

• Seçilmeyi bekleme.

• Fark edilmeyi bekleme.

• Sana ait olduğunu düşündüğün o pozisyon için önce sen liderlik göster.

Çünkü:

Hiçbir liderlik pozisyonu, oraya ait hisseden biri ortaya çıkmadan açılmaz.